admin Ekim 7, 2015 Yorum yapılmamış

Kurumsallaşırsan Ölmezsin!

 

“Marketing Anadolu” dergisinin Mayıs/2014 sayısında, aile şirketlerinin kurumsallaşması için Türkiye’de yapılan uygulamalar aşağıdaki gibi özetlemiştir;

AVRUPA’DA ŞİRKETLERİN % 60’INI, LATİN AMERİKA’DA % 65-90’INI, KUZEY AMERİKA VE ASYA’DA İSE % 95’İNİ AİLE ŞİRKETLERİ OLUŞTURUYOR.

Kurumsallaşma aşamasında genellikle üçüncü jenerasyon kritik görünüyor. O aşamayı geçen şirketlerin kurumsallaşmayı daha fazla başardıkları gözlemleniyor. Bununla birlikte “Birinci kuşak yani dede işi kurar, ikinci kuşak yani baba işi geliştirir, üçüncü kuşak torun da işi batırır.” gibi söylemler de yok değil… Yine de uzmanlar aile şirketlerinin kurumsallaşmasını zorlaştıran unsurlar arasında aile içi çıkar, değer ve ilişkilerinin işe yansıması, değişime kapalı kültür anlayışı, aileden olmayan çalışanlara güvenilmemesi gibi nedenleri gösteriyor. Peki kurumsallaşamayan ve bir süre sonra yok olup giden aile şirketleri, bu gibi sorunlarla nasıl başa çıkmalı? Son yıllarda bunun çözümü için iki tane kavram gündeme geliyor:

– Bunlardan ilki bağımsız denetim kurulu üyeliği… Günlük işlere karışmayan, fakat hissedar ve yatırımcılar adına şirketteki anahtar süreçleri izleyen bu bağımsız üyeler, aile temsilcileri arasında yaşanabilecek görüş ayrılıklarında tarafsız kimlikleriyle çok önemli bir rol üstlenebiliyorlar.

– İkinci kavram ise aile anayasaları… Bunda da aile bireylerinin ortak değerleri, amaçları, yönetim felsefesi, geleceğe yönelik mülkiyet ve yönetim süreçleri konusundaki taahhütlerini içeren uzlaşma metinleri gündeme geliyor ve böylece aile üyeleri tüm hissedarlarına, çalışanlarına, şirketin kurumsal istikrarı ve geleceği yönünden teminat vermiş oluyor.